« Önceki |

10/12/2009

Kuş Hâtıraları- İbrahim Sadri

Kuş Hâtıraları- İbrahim Sadri Link

Şiiri Gönderen : Ibrahim sadri
Şiir adı : Kuş Hatıraları
Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

Yerli malı kullanan
yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuru incir üzüm fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...

Özlerdik.
Memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nurettin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü kozhelvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...

Top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalamızın elinden
yazlık sinemaya gider
Sadri Alışık Vahi Öz
Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozlar içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Sıkı çocuklardık.

Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.

Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.

Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı.
Bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
Ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim.

Yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlamdı.

Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.

Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
Taksim'den Fatih'e troleybus kalkar
Şişhane'de mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
Çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
vardı.

Geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceperimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotağrafımız vardı.

Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük.
Sonra Ayvansaray'ın suları çekildiğini yazdı
gazeteler
Süheyla hanımın Raci beyin
Melahat mehveş ablanın
Niko'nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense
Ama yok ama yoklar.

Ne harman sigarası kaldı geriye
ne olimpos gazozu
ne Sadri alışık.

Kalan bir tortuydu belki.

Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.

belki de biz bir rüya mı görmüştük?

Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum
Ama rüyalarımızın melekleri
ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?

* * *

Hepimiz özlüyoruz, değil mi?
Bugün ablamla telefonda konuşurken de söz ettim bu konudan (ablam yurtdışında yaşıyor).
Geriye döndürmek isteyip de döndüremediğimiz ne çok şey var. Basit görünen ama yitik, ulaşılamayacak kadar uzaklaşmış bir rûh, yaşam rûhu, kültürel değerlerimiz, alışkanlıklarımız... :)
Nasıl "dur!..." demeli bu olumsuza yönelişe? Ne yapabiliriz?
Çözüm arayışlarımız bile sanalda. Oysa yaşam gerçek...
Gerçekten ne zamana dek bu kopuş?
Nereye gidiyoruz?...


Epeyce uzak kaldım yazmaktan, blog dünyasından...Çok şeyler var da yaz/a/madım işte...
Uzaktan izlemeye çalıştım sizleri...
10 gündür kızım hastaydı ve ben zorunlu durumlar dışında ona nezâret etmeye çalıştım.

Şeb-i Arûs etkinlikleri başladı. Yarın Bağlarbaşı'nda, C:tesi ve Pazar Sütlüce' de etkinlikler var.
Pazar akşamı yola çıkmam gerekiyor bir engel olmazsa, inş.
Konya'ya yolculuk, birkaç günlüğüne...
Bakalım, kısmet...

Sevgiler...
Hatice

23/11/2009

On iki yıldan sonra...(Günce'm)




On iki yıldan sonra buluştuğum bir dostumla Boğaz turundayız.Bize eşlik eder misiniz? :))

Sevgili Canan,
En azından bir video kaydı göndereyim dedim.Yazamadım güne dair olanları...
Belki elim değer de eklersem diye de Günce kaydı attım başlığa.
Sevgiyle kucaklarım.

10/11/2009

8 Kasım Tüyap imza günü Cemalnur Sargut

 

5/11/2009

Geçmiş zaman olur ki... (Günlüğümden-3. Bölüm)



"Karanlığın en koyu halini yaşamadan sabah olmuyor".

İlk İki bölüm linkleri

Bahçeye geçiyoruz bu duygulu karşılama faslından sonra..Salıncaktaki yerimi alıyorum.Resimlerimin epeyce büyük bir bölümünü yanlış bir komutla silmiştim geçenlerde (kendi bilgisayarımdaki)
Bu bilgisayarda da uygun bir resim yok ekleyebileceğim.. diyordum ki gmail imdada yetişti. Bu yaz gidişimde yine arkadaşımda geçirdim bir günümü, yaza ait yazılarım henüz yayınlanmadı.Bir kısmı ajandamda..Resimlerin bir bölümünü (yayla resimleri ve hb' den söz eden yazılarım) eklendi.Bu yaz çektiğim resimler, mekâna dair fikir verecektir. Her mevsim bambaşkadır o bahçe. Bu gidişimde olan çiçekleri görüntüleyebildim yalnızca..Açelya zamanı bambaşka bir görsellik sergilenir.Boşuna değil yarışmada aldığı birincilik.. : ))
Kahvaltı sonrası arkadaşıma 'Udunuzu alıp geliyorsunuz lütfen..' , dedim.
-Tamirde, diye cevapladı.
-Bağlamanız duruyor mu?
-Evet...
-O zaman bağlamanızı alıyorsunuz ve lütfen, yalnızca benim istediğim eserleri seslendiriyorsunuz.Bugün bana tâbîsiniz.. : )
-Olur...
-Aslında, E....' i de arasak, kanununu alıp gelse...
-Evde midir acaba, bir arayayım.

:-(
Yine bitmedi.. sürecek.....

5/11/2009

Günlüğümden -2. Bölüm


20.Ekim.2008

Günlüğümden -2007 Eylül- Kahvaltı ve fasıl (İlk bölüm linki)

Önceki yazımda söz etmiştim birbirimizin yanında rahat davrandığımızdan..Her ikimiz de birbirimizin evinde mutfağa girer, servise, bulaşığa gerektiğinde el atabiliriz ya da bir şeyleri birlikte hazırlayabiliriz.
Bu bir artı özellik belki çünkü herkes yapamaz, bir başkasının evinde mutfağa girmeyi asla yapamayacağı şeyler arasında sıralayan arkadaşlarım da olmuştur.
Oysa, o sırada her ikimizin de sürekli evde bulunan birer yardımcımız olmasına rağmen teklifsizliğimiz rahat görüşebilmemizi de sağlıyordu belki de... Ha deyince: Hadi, gelir misin?..Bugün hava çok güzel, bu güzelliği paylaşmak isterim seninle.. diyebiliyorduk.
Hangimiz aynı dili konuştuğunu düşündüğü insanlara uzak kalabiliriz ki? Hele bu devirde, samimiyetin tarihte arandığı günümüz şartlarında aynı duygularla, doğal haliyle davranabilmek, anlayabilmek, anlaşılabilmek, bu duyguları yaşayabilmek bayağı lüks gibi gelmiyor mu size de?
Aynı arkadaşımla geçirdiğim bir başka günü de şu şekilde aktarmışım bir başka yazımda:
Dün, işlerimi halledip tam yürüyüşe çıkacaktım ki, çok sevdiğim bir arkadaşım arayıp, bana gelmek istediğini söyledi. O da çalışıyor, sorumlulukları var, dolayısıyla çok sık görüşemiyoruz. Bir ân ne cevap vereceğim konusunda tereddüt yaşadıktan sonra, yürüyüşe çıkmak üzere olduğumu, mümkünse 2 saat sonra gelmesini ama mutlaka kendisini beklediğimi, görmek istediğimi söyledim.
Yürüyüşü nasıl özlemişim.Kulağımda sevdiğim müzik parçaları yol arkadaşlığı eder genelde bu sırada..Dertsiz, kaprissiz ve neşe verici arkadaşlardır onlar, siz istediğiniz sürece sizinledirler, türünü siz belirlersiniz, istediğiniz anda sizinle olmaya hazırdırlar, vs.. Özgürlük, enginlik duygusu hissediyorum yürürken, biliyor musunuz?
Eğer doğa ise yürüyüş mekânı olarak seçtiğim yer, gökyüzünü, ağaçları çiçekleri.. yolumdaki her şeyi hissetmeye çalışırım, ara ara yoğunlaştırırım dikkatimi..
Yok, deniz kıyısındaysam da, kayalıklarda sekmek gelir içimden, martılarla söyleşmek.. Kimi zaman, mehtap, tüm ihtişâmıyla denize yansırken, büyülenirim lâcivert sularda oynaşan ışıklardan..
Resimler çekip, bilgisayarıma aktarırım, hattâ kameraya alırım, sonra da aynı keyfi yineleyebilmek amacıyla..
Neyse, yürüyüş sonrası eve döndüm, arkadaşımla da eve yakın bir mesafede karşılaştık, birlikte eve adım atmış olduk.
Ne bulunmaz ev sahibesiyim, değil mi? Birlikte mutfağa girip, pratik bir şeyler hazırladık..
Övünmek gibi olmasın ama ikimiz de oldukça pratik ve becerikli denilecek tiplerdeniz..
Sonrası, güzel bir çay, sohbet faslı.. Ayrıca kenarda beni bekleyen kanunumu da iki akşamdır elime alıyorum, yine nostaljik nağmelere dokunmaya çalıştım, biraz saz, şarkı, biraz söz..Hoş oldu kısacası..
Ah, bunu yazarken kanun virtüözü olduğumu düşünmesin kimse,sadece dinlenilebilirim, müzik yeteneğim ve birikimim 'sıradan' ın oldukça üstündedir. Çalışma eksik ama, saz da emek istiyor her güzel şey gibi..
Aklımda çok fazla eser kayıtlıdır, nota olmaksızın da bu eserleri çıkarabilirim, tabii bunun için de vakit ayırmam gerekiyor. Bir de kanun hoca'm kulaktan değil de nota yoluyla gitmemi istemiştir hep.. Şiir gibi bir saz, çok seviyor ve iyi yorumlayıcı olmayı epeyce istiyorum..
Gelişmeler bu yönde..Yazım hayatıma da ara verdiğim yerden devam etmiş oldum böylece..

.....
demişim bir geçmiş yazımda...


21.Ekim.2008

Yok, bir kerede yazamıyorum işte..Bilgisayara oturunca bir geziniyorum önce, bir bakıyorum ki dalıp, sürüklenmişim bir eski resme, bir yazıya, bir maile...
Zaten uzun uzadıya oturamıyorum.Dün- bugün içiçe geçmiş oluyor böylece..Dünü yazarken günü yaşıyor, ekliyorum.Yazının devamı biraz uzun, belki akşama ekleyebilirim.Dışarıda işlerim var.
Dün okurken etkilendiğim yazılardan birisini aşağıya alıntılamayı da ihmal etmeyeyim.
Hangimiz Yalnız Değiliz ki?

Peyami Safa' nın eserlerini hatırladım. 'Yalnızız' ve '9. Hariciye Koğuşu' ... onlarda da böylesi içime işleyen bir hüzün kokusu hissetmişimdir çok daha genç yaşlarda, hüzünle bu kadar ahbap olmadan okumuş olmama rağmen...
İnsan yaşadıkça çok şeyler duyumsuyor, hani:
'Kim tattı, o bildi.' misâli...Gören, koklayan değil, tadan biliyor.Ateş, düştüğü yeri yakıyor.Yakınlığına göre, çevresindekileri de ısıtıyor ancak!...
Dün düzenlemeye giriştim yine..Anılar, kitaplar, resimler... Onca işin arasında, vakit geceyarısını çoktan geçmişken, bir de kitap geçmesin mi elime..Hadii..İki kitap okudum bu arada da bir pasajı aktarayım:
"Anladım ki; Allah (c.c.) insanların birbirinden ayrı değil, tek vücut halinde yaşamalarını
istediğinden, her birine kendi ihtiyaçlarını değil; hepsi için gerekli olan şeyleri ilham ediyor. Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de, gerçekte onları yaşatan tek şey sevgidir.Kim severse, Allah' a yaklaşır; Allah da ona yaklaşır. Çünkü O sevgiyi yaratandır!
Tolstoy, “İnsan Ne İle Yaşar” adlı eserinden...


Neyse ben yine izin isteyeyim, vakit daralıyor, çıkmam gerek...

Sevgilerle... Hatice


...sürecek.....

3/11/2009

Geçmiş zaman olur ki... (Günlüğümden-1. Bölüm)




Hayat biz onu planlarken başımızdan gelip geçenlerdir...

John Lennon


Gurbet...
Ne çok etkilemiştir beni yıllar boyu...
Şimdi, benim yaşadığıma benzer duyguları okuduğumda buruk bir gülümseme beliriyor yüzümde...düşüncelere dalıyorum kimi zaman...
Uzaak, çok uzak geliyor belki birçok şey; izi kalmış birçok şey...
Bir ılıman iklim çiçeğiyken rüzgârlı tepelere düştüğümü hayâl ederim..Dallarımın kırıldığını, incindiğimi...
Yazmak geliyor içimden bu duyguları yaşayan başkalarına, vazgeçiyorum sonra.. Yaşayıp görmesi gerek..Olmuyor bâzı şeyler, anlatmakla olmuyor.
Hem zâten herkesin hikâyesi-masalı da aynı olmuyor.
Üstelik sürekli olarak bağlantılarıma yenilerini katmak demek, öncekilerden eksiltme yapmamı gerektirebilir.Bunu kendiliğimden pek yapmam.Çok insanlar tanımışımdır ve bugün için arkadaşlarım 'süper' diyebiliyorsam, belli kriterlerden geçmiş olmalarının da bunda rolü var olsa gerektir.
...
Şu anda bir Külkedisiyim. İleride bu satırları okurken, bu yazının bana hatırlattıkları olacaktır sanırım.Bakalım o zaman nasıl ve ne şekilde hatırlayacağım bu günleri?
Zaman.. Ne çok şeyin üzerini bir perde misâli örtüyor.
Çocuklarım arasında kıyas yaptım bugün düşünce bazında.. Yarın ne şekilde biçimlenecek bakalım davranışlar, düşünceler, duygular...
Bu yazılanlardan bir şey anlayacağınızı düşünmüyorum.Bu bölüm, kendime karşı yazılmış olarak değerlendirilebilir. Bana bir takım hatırlatmalarda bulunacak...
Şunları da not düşeyim. Onur- gurur arası çizgi çok incedir derim hep.. Önceden siyah- beyaz ayrımlarım daha çoktu belki de ... Daha kesin çizgilerle ayırıyordum birçok şeyi...
Daha az tâviz veriyordum kendimden..
Daha engin düşünmeye çalışıyorum şimdi..Daha uzağı görmeye, daha geniş olmaya, daha sabırlı davranmaya...
Gurbet diyorduk değil mi? Mecâzi anlamda gurbette değilim artık, aslî gurbetim olan dünyada, daha neler göreceğimi bilmeden yani ufuklara doğru yürüyorum.

Daha çok bilirdim önceden..Daha çok şeyin bana bağlı olduğuna inanırdım.Şimdi düşünüyorum da ne kadarı gerçekten de bana bağlı acaba?
Bilirdim, yapabilirdim... vs..vs...
Boş başak dik durur derler ya, olgunlaşıyor muyuz ne? : ))

2 Eylül 2007' ye dönüyoruz şimdi..Hem yakın, hem uzak..
Ama daha önce, arkadaşımı tanıtmak istiyorum size bir geçmiş yazımda neler yazmışım bakalım?
12/8/2007
Hadi,sizlerle,son iki günde neler yapmışız,bir göz atalım,var mıyız?

Cuma akşamüzeri, bir akademisyen arkadaşım, annesi ve kız kardeşleriyle ziyaretimize geldiler. Birçok ortak özelliğimiz var sanırım.İlk aklıma gelenler:

*Aynı burçtanız,Bu yıl, ortak doğum günü kutlayabiliriz.:))
*Her ikimiz de misafir ağırlamayı severiz.
*Belli konularda, hatırşinas, düşünceli davranabilmek gibi tarih olmuş(!) bir özellik az-çok ikimizde de mevcuttur.
*Bahçe fanatikliğinde birbirimizi aratmayız.Sanırım o,benden bir gömlek ileride olabilir.
*Müzik konusu da aynı şekilde.O, üniversite yıllarında zamanın bayağı adı duyulmuş üstadlarından bağlama dersi almış.Dernek faaliyetlerinde ,koro çalışmalarında aktif rol alıyor.Önceleri birlikte THM ‘nin anonim eserlerini seslendirirdik.Şimdi TSM korosunda,ud çalıyor.
Bu arkadaşım ve bir diğeri, bizim,genelde bizim evde gerçekleştirdiğimiz üçlü canlı fasıl topluluğumuzun üyeleri..Her zaman gerçekleştiremesek de keyifli oluyor.-Diğer arkadaşımız da ud çalıyor ,geçen yıl benim de etkimle kanuna heveslenmişti.Bu yıl ,benim hocamdan ders almaya başlamış.
...

Konuyu yine dağıtmışım.Kanun,aşklarımdan birisi;başka şekilde ifade edemiyorum,yeri gelmişken söyleyeyim,benim çok istediğim şeylerden birisi ,çok iyi derecede kanun çalabilmek!...
Cuma akşamına dönelim..Güzel manzara,keyifli sohbet,fonda seçme CD lerden yükselen hoş nağmeler…Bir ara söz döndü,dolaştı yemek tariflerine geldi.Bu arada Cankur adlı arkadaşımızın tarifi hakkında aramızda şu konuşma geçti:
-Hayat Hanım,şu şahane sebze karması yemeğinizin adı neydi?
-Onun tarifi özel , Adana’lı bir arkadaştan geldi..
-Adana’nın tarifini defterime gireceğim.Kurutulmuş biber-patlıcan dolmaları filan,onlar girdi yani sizden..Unuttuysanız verebilirim size,birazcık nazlanmam lazım, ama yalnız…

Bir de sütlü tatlı hazırlamıştım.Benim banko tariflerimdendir-resmini çektim,gerekirse ileride size de verebilirim..-bu tarifi kafama ve ruh halime göre makyajlar,yeni yeni versiyonlarını oluşturabilirim,öyle ki ilk haliyle hiç alâkası olmayabilir görüntüsü-hatta tadının-

O gün de aynı şekilde yeni şeyler denedim.Bence ,güzel oldu,beğenildi de..
Onu tarif ediyordum ,baktım ki,arkadaşın kız kardeşi ciddi şekilde ,dikkatle izliyor..Bir şey mi vardı,diye sordum..”Gördüm ama,dedi,sizin gibi,şiir okurmuşçasına yemek tarifi veren birisine ilk defa rastladım!..” Ne denir bu söze,gülüştük tabii..
Güzel bir akşamdı…
...

Arkadaşım oldukça genç -30 lu yaşlarda- profesör olmuş, 10 yıldır tanıdığım ve yakın arkadaşlarım kategorisinde yer alanlardan...
Küçük kızlarımız sınıf arkadaşıydı ilköğretimdeyken.. Biz de bu vesileyle yakınlaştık ve benzer özelliklerimiz, birbirimizin yanında rahat davranabilmemiz daha da arttırdı belki bu yakınlığı...
Bu Temmuz ayında da gidişimde onunla görüştük, bahçesinden birkaç kare aldım kamerama.. en güzel balkon yarışmasında birincilik kazanmıştı geçen yıl..

2 Eylül' e dönebiliriz artık.. : ))
...

24 yıl kaldığım il burası..Küçük kızımın İstanbul' da okumak istemesiyle ben de hazırlanıyorum bu şehre vedâya...Daha önce oğlumu Amerika' ya göndermiştim Üniversite tahsili için ve sonrasında İstanbul' u seçmişti kalacağı il olarak..
Büyük kızım da İstanbul' da okuyordu, şimdi mezun, staj yapıyor.
Çocukların hepsi burada olunca bana da çok fazla bir seçenek kalmadı.Bu şekilde döneceğimi düşünmezdim şehrime...
O son bir iki ay vedâ havasında gezindim. Burayı bırakırsam geri dönmeyeceğim, bu kalıcı bir gidiş olacak diye düşünüyordum.
Bahçe kapısından her çıkışımda geriye dönüp baktım nemli gözlerle..Bir fasıl daha kapanıyordu işte ömrümde...
Yürüyüşlerime çıkarken şu şarkıyı mırıldandım kendi kendime tuhaf bir melânkoliyle:
Kaçak
Bu şehirde buldu buldu ellerini
Bu şehirde sevdi badem dillerini
Senle unuttum bütün ezberlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm
Kim bilir ne bekliyor kalırmıyım ölürmüyüm
Ne malum dünya gözüyle bir daha görürmüyüm
Tuhaf buluyorlar bu kaçak halimi
Seninle doldurdum yasak ihlalimi
Seninle kapattım aşk defterlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm
Kim bilir ne bekliyor kalırmıyım ölürmüyüm
Ne malum dünya gözüyle bir daha görürmüyüm


Tek tek vedâlaştım çiçeklerimle, köpeğimizi farklı duygularla sevdim. O yaz diğer yazlardan daha sıcak geçmişti. terasta daha çok oturdum, daha çok resimler çektim.
Denizi ve günbatımını severim ya ben, bir yığın kareler aldım.
Bu burukluk duygusu niyeydi? Burası neydi ki sonuçta?
Kızdım da kendime bu fazlaca duygusallığımdan dolayı... Vakit tamam olduğunda böylesi uzun vedâlara vaktin kalacak mı ki küçük hanım? Dünyada dahi kalıcı değiliz mâlûm!...diye çıkıştım da hattâ...

Arkadaşlarıma vedâ etmedim oysa.. Ayrılıkları sevmiyorum ben, içimi burkuyorlar.
Yine de bu Dr. arkadaşım gideceğimi bildiğinden kahvaltıya dâvet etti beni, arada onun bahçesinde ya da bizde görüşmelerimiz olurdu ve güzel geçerdi günümüz, memnun ayrılırdık.
Yine aynı güzelliğiyle hatırlıyorum o günleri...

Sabah öğle arası bir vakitti gittiğimde..İçtenlikli gülüşüyle karşıladı beni..sıkıca sarılırken:
-'İyi ki sizi tanımışım K... hanım'.. dedim.
-'Benim için de öyle, siz özel birisiniz Hayat hanım ve her zaman da öyle kalacaksınız. Bunu hiç unutmayın.Her sabah aynanın karşısına geçip, kendinize hak ettiğiniz sözleri söylemelisiniz: Kendimi seviyorum, hatâlarımla, günahlarımla...Kendimle barışığım, çevremle de...'
...
Sürecek...

27/10/2009

"DOMUZ GRİBİ'NDEN KORUNMAK İÇİN BASİT FAKAT ETKİLİ ÖNLEMLER:



Merak edenlere;

DOMUZ GRiBi KONFERANS NOTLARI 20.10.2009 CERRAHPAŞA TIP FAK. Hastanesi;

"DOMUZ GRİBİ'NDEN KORUNMAK İÇİN BASİT FAKAT ETKİLİ ÖNLEMLER.

Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir. Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)
2. "Hands-off-the-face" "Ellerinizle yüzünüze dokunmayın" yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.
3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanız Listerine kullanınız). H1N1 'in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.
4. Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla /serum fizyolojikle temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunan virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.
5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.
6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz. * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1 N1 virüsü mide'de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez."

Dr.Vinay Goyal


Domuz Gribi pandemisinde bu kış ikinci dalga bekleniyor.
11 Ekim 2009 itibarı ile dünya genelinde %1.18 (399,232. vak'ada 4,735. ölüm) mortalite hızıyla seyreden salgında tıpkı 1918 H1N1 pandemisinde olduğu gibi ikinci dalgada mortalite hızının artması söz konusu olabilir.

26/10/2009

Aşk-ı Beka' dan alıntı: AŞK


Aşkın bu dünyadan olmayan bir zamanda, bütün ruhların toplandığı mekanda, ruhun sözleştiği ve birbirini sevdiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı. "Ama" dedi biri "hesapta ruhun tanışını bu dünyada hiç bulamaması ona rastlayamaması var". diğeri "buldum zannedip de yanılmak var" diye ekledi. "Bulup da tanıyamamak var" dedi biri. "Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var" diye tamamladı diğeri.."

dedi sevgili UÇURTMA! Nazan Bekiroğlu'nun Cam Irmağı Taş Gemi isimli kitabından alıntı yaptığımız yazıya..
teşekkürler UÇURTMA!

26/10/2009

2009 KONYA ŞEB-İ ARUS KONYA SEYAHATİ


SEVGİLİ DOSTLAR,

HOCAMIZ CEMALNUR SARGUT’UN TEŞRİFLERİYLE; “GÜNEŞLE AYDINLANANLAR” ULUSLAR ARASI ŞEMS SEMPOZYUMU VE HZ. MEVLANA HAFTASI ETKİNLİKLERİ “ŞEB-İ ARUS” ÇERÇEVESİNDE YAPILACAK OLAN BU YILKİ KONYA SEYAHAT PROGRAMINI EKTE SUNUYORUZ.

SAYGILARIMIZLA.

SEVGİLİ DOSTLAR,

ŞEB- İ ARUS NEDENİYLE BU YIL DÜZENLENECEK OLAN KONYA SEYAHATİ İKİ SEÇENEKLİ OLACAKTIR.

1. SEÇENEK ( 4 GECE 5 GÜN )

14.12.2009 GÜNÜ İSTANBUL SABİHA GÖKÇEN HAVA LİMANI' NDAN PEGASUS HAVAYOLLARI İLE SAAT 06:40 HAREKETLE KONYA VARIŞ VE OTELE GİRİŞ.

18.12.2009 CUMA GÜNÜ KONYA' DAN THY İLE 09:10 HAREKETLE İSTANBUL ATATÜRK HAVA LİMANI' NA VEYA PEGASUS HAVAYOLLARI İLE 20:45 DE İSTANBUL SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI’NA VARIŞ. ( UÇAK BİLET FİYATLARI DEĞİŞKEN OLDUĞUNDAN TALEPLERİNİZİN BİZE ULAŞTIĞI TARİHDEKİ RAKAMLAR ÜZERİNDEN BELİRLENECEKTİR. )

SEYAHAT BEDELİ 375.- YTL ' DİR ( OTEL ODA KAHVALTI VE KONYA HAVAALANI TRANSFERLERİ )

UÇAK BİLETLERİ TARAFIMIZDAN TEMİN EDİLEBİLİR


2. SEÇENEK ( 4 GECE 5 GÜN )

13.12.2009 PAZAR GECESİ SAAT 22:00 SUADİYE OTEL ÖNÜNDEN HAREKET,

14.12 2009 SABAHI ANKARA' DA HACI BAYRAM VELİ HAZRETLERİ TÜRBESİNİ ZİYARET KONYA'YA VARIŞ VE OTELE GİRİŞ.

18.12.2009 CUMA GÜNÜ 11.00 DA KONYA' DAN HAREKETLE İSTANBUL' A VARIŞ

SEYAHAT BEDELİ 475.- YTL' DİR. ( OTEL ODA KAHVALTI VE ULAŞIM )

***

Ayrıntılar bende.. Duyurayım istedim.
Sevgiler...
Hatice/ Hayat

26/10/2009

Hayat ERTELENMEZ!...



HAYAT ERTELENMEZ!... (İZLEMENİZİ ÖNERİRİM. )




HAYAL GIBI