« Önceki | Sonraki »

5/11/2009

Geçmiş zaman olur ki... (Günlüğümden-3. Bölüm)



"Karanlığın en koyu halini yaşamadan sabah olmuyor".

İlk İki bölüm linkleri

Bahçeye geçiyoruz bu duygulu karşılama faslından sonra..Salıncaktaki yerimi alıyorum.Resimlerimin epeyce büyük bir bölümünü yanlış bir komutla silmiştim geçenlerde (kendi bilgisayarımdaki)
Bu bilgisayarda da uygun bir resim yok ekleyebileceğim.. diyordum ki gmail imdada yetişti. Bu yaz gidişimde yine arkadaşımda geçirdim bir günümü, yaza ait yazılarım henüz yayınlanmadı.Bir kısmı ajandamda..Resimlerin bir bölümünü (yayla resimleri ve hb' den söz eden yazılarım) eklendi.Bu yaz çektiğim resimler, mekâna dair fikir verecektir. Her mevsim bambaşkadır o bahçe. Bu gidişimde olan çiçekleri görüntüleyebildim yalnızca..Açelya zamanı bambaşka bir görsellik sergilenir.Boşuna değil yarışmada aldığı birincilik.. : ))
Kahvaltı sonrası arkadaşıma 'Udunuzu alıp geliyorsunuz lütfen..' , dedim.
-Tamirde, diye cevapladı.
-Bağlamanız duruyor mu?
-Evet...
-O zaman bağlamanızı alıyorsunuz ve lütfen, yalnızca benim istediğim eserleri seslendiriyorsunuz.Bugün bana tâbîsiniz.. : )
-Olur...
-Aslında, E....' i de arasak, kanununu alıp gelse...
-Evde midir acaba, bir arayayım.

:-(
Yine bitmedi.. sürecek.....

5/11/2009

Günlüğümden -2. Bölüm


20.Ekim.2008

Günlüğümden -2007 Eylül- Kahvaltı ve fasıl (İlk bölüm linki)

Önceki yazımda söz etmiştim birbirimizin yanında rahat davrandığımızdan..Her ikimiz de birbirimizin evinde mutfağa girer, servise, bulaşığa gerektiğinde el atabiliriz ya da bir şeyleri birlikte hazırlayabiliriz.
Bu bir artı özellik belki çünkü herkes yapamaz, bir başkasının evinde mutfağa girmeyi asla yapamayacağı şeyler arasında sıralayan arkadaşlarım da olmuştur.
Oysa, o sırada her ikimizin de sürekli evde bulunan birer yardımcımız olmasına rağmen teklifsizliğimiz rahat görüşebilmemizi de sağlıyordu belki de... Ha deyince: Hadi, gelir misin?..Bugün hava çok güzel, bu güzelliği paylaşmak isterim seninle.. diyebiliyorduk.
Hangimiz aynı dili konuştuğunu düşündüğü insanlara uzak kalabiliriz ki? Hele bu devirde, samimiyetin tarihte arandığı günümüz şartlarında aynı duygularla, doğal haliyle davranabilmek, anlayabilmek, anlaşılabilmek, bu duyguları yaşayabilmek bayağı lüks gibi gelmiyor mu size de?
Aynı arkadaşımla geçirdiğim bir başka günü de şu şekilde aktarmışım bir başka yazımda:
Dün, işlerimi halledip tam yürüyüşe çıkacaktım ki, çok sevdiğim bir arkadaşım arayıp, bana gelmek istediğini söyledi. O da çalışıyor, sorumlulukları var, dolayısıyla çok sık görüşemiyoruz. Bir ân ne cevap vereceğim konusunda tereddüt yaşadıktan sonra, yürüyüşe çıkmak üzere olduğumu, mümkünse 2 saat sonra gelmesini ama mutlaka kendisini beklediğimi, görmek istediğimi söyledim.
Yürüyüşü nasıl özlemişim.Kulağımda sevdiğim müzik parçaları yol arkadaşlığı eder genelde bu sırada..Dertsiz, kaprissiz ve neşe verici arkadaşlardır onlar, siz istediğiniz sürece sizinledirler, türünü siz belirlersiniz, istediğiniz anda sizinle olmaya hazırdırlar, vs.. Özgürlük, enginlik duygusu hissediyorum yürürken, biliyor musunuz?
Eğer doğa ise yürüyüş mekânı olarak seçtiğim yer, gökyüzünü, ağaçları çiçekleri.. yolumdaki her şeyi hissetmeye çalışırım, ara ara yoğunlaştırırım dikkatimi..
Yok, deniz kıyısındaysam da, kayalıklarda sekmek gelir içimden, martılarla söyleşmek.. Kimi zaman, mehtap, tüm ihtişâmıyla denize yansırken, büyülenirim lâcivert sularda oynaşan ışıklardan..
Resimler çekip, bilgisayarıma aktarırım, hattâ kameraya alırım, sonra da aynı keyfi yineleyebilmek amacıyla..
Neyse, yürüyüş sonrası eve döndüm, arkadaşımla da eve yakın bir mesafede karşılaştık, birlikte eve adım atmış olduk.
Ne bulunmaz ev sahibesiyim, değil mi? Birlikte mutfağa girip, pratik bir şeyler hazırladık..
Övünmek gibi olmasın ama ikimiz de oldukça pratik ve becerikli denilecek tiplerdeniz..
Sonrası, güzel bir çay, sohbet faslı.. Ayrıca kenarda beni bekleyen kanunumu da iki akşamdır elime alıyorum, yine nostaljik nağmelere dokunmaya çalıştım, biraz saz, şarkı, biraz söz..Hoş oldu kısacası..
Ah, bunu yazarken kanun virtüözü olduğumu düşünmesin kimse,sadece dinlenilebilirim, müzik yeteneğim ve birikimim 'sıradan' ın oldukça üstündedir. Çalışma eksik ama, saz da emek istiyor her güzel şey gibi..
Aklımda çok fazla eser kayıtlıdır, nota olmaksızın da bu eserleri çıkarabilirim, tabii bunun için de vakit ayırmam gerekiyor. Bir de kanun hoca'm kulaktan değil de nota yoluyla gitmemi istemiştir hep.. Şiir gibi bir saz, çok seviyor ve iyi yorumlayıcı olmayı epeyce istiyorum..
Gelişmeler bu yönde..Yazım hayatıma da ara verdiğim yerden devam etmiş oldum böylece..

.....
demişim bir geçmiş yazımda...


21.Ekim.2008

Yok, bir kerede yazamıyorum işte..Bilgisayara oturunca bir geziniyorum önce, bir bakıyorum ki dalıp, sürüklenmişim bir eski resme, bir yazıya, bir maile...
Zaten uzun uzadıya oturamıyorum.Dün- bugün içiçe geçmiş oluyor böylece..Dünü yazarken günü yaşıyor, ekliyorum.Yazının devamı biraz uzun, belki akşama ekleyebilirim.Dışarıda işlerim var.
Dün okurken etkilendiğim yazılardan birisini aşağıya alıntılamayı da ihmal etmeyeyim.
Hangimiz Yalnız Değiliz ki?

Peyami Safa' nın eserlerini hatırladım. 'Yalnızız' ve '9. Hariciye Koğuşu' ... onlarda da böylesi içime işleyen bir hüzün kokusu hissetmişimdir çok daha genç yaşlarda, hüzünle bu kadar ahbap olmadan okumuş olmama rağmen...
İnsan yaşadıkça çok şeyler duyumsuyor, hani:
'Kim tattı, o bildi.' misâli...Gören, koklayan değil, tadan biliyor.Ateş, düştüğü yeri yakıyor.Yakınlığına göre, çevresindekileri de ısıtıyor ancak!...
Dün düzenlemeye giriştim yine..Anılar, kitaplar, resimler... Onca işin arasında, vakit geceyarısını çoktan geçmişken, bir de kitap geçmesin mi elime..Hadii..İki kitap okudum bu arada da bir pasajı aktarayım:
"Anladım ki; Allah (c.c.) insanların birbirinden ayrı değil, tek vücut halinde yaşamalarını
istediğinden, her birine kendi ihtiyaçlarını değil; hepsi için gerekli olan şeyleri ilham ediyor. Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de, gerçekte onları yaşatan tek şey sevgidir.Kim severse, Allah' a yaklaşır; Allah da ona yaklaşır. Çünkü O sevgiyi yaratandır!
Tolstoy, “İnsan Ne İle Yaşar” adlı eserinden...


Neyse ben yine izin isteyeyim, vakit daralıyor, çıkmam gerek...

Sevgilerle... Hatice


...sürecek.....

3/11/2009

Geçmiş zaman olur ki... (Günlüğümden-1. Bölüm)




Hayat biz onu planlarken başımızdan gelip geçenlerdir...

John Lennon


Gurbet...
Ne çok etkilemiştir beni yıllar boyu...
Şimdi, benim yaşadığıma benzer duyguları okuduğumda buruk bir gülümseme beliriyor yüzümde...düşüncelere dalıyorum kimi zaman...
Uzaak, çok uzak geliyor belki birçok şey; izi kalmış birçok şey...
Bir ılıman iklim çiçeğiyken rüzgârlı tepelere düştüğümü hayâl ederim..Dallarımın kırıldığını, incindiğimi...
Yazmak geliyor içimden bu duyguları yaşayan başkalarına, vazgeçiyorum sonra.. Yaşayıp görmesi gerek..Olmuyor bâzı şeyler, anlatmakla olmuyor.
Hem zâten herkesin hikâyesi-masalı da aynı olmuyor.
Üstelik sürekli olarak bağlantılarıma yenilerini katmak demek, öncekilerden eksiltme yapmamı gerektirebilir.Bunu kendiliğimden pek yapmam.Çok insanlar tanımışımdır ve bugün için arkadaşlarım 'süper' diyebiliyorsam, belli kriterlerden geçmiş olmalarının da bunda rolü var olsa gerektir.
...
Şu anda bir Külkedisiyim. İleride bu satırları okurken, bu yazının bana hatırlattıkları olacaktır sanırım.Bakalım o zaman nasıl ve ne şekilde hatırlayacağım bu günleri?
Zaman.. Ne çok şeyin üzerini bir perde misâli örtüyor.
Çocuklarım arasında kıyas yaptım bugün düşünce bazında.. Yarın ne şekilde biçimlenecek bakalım davranışlar, düşünceler, duygular...
Bu yazılanlardan bir şey anlayacağınızı düşünmüyorum.Bu bölüm, kendime karşı yazılmış olarak değerlendirilebilir. Bana bir takım hatırlatmalarda bulunacak...
Şunları da not düşeyim. Onur- gurur arası çizgi çok incedir derim hep.. Önceden siyah- beyaz ayrımlarım daha çoktu belki de ... Daha kesin çizgilerle ayırıyordum birçok şeyi...
Daha az tâviz veriyordum kendimden..
Daha engin düşünmeye çalışıyorum şimdi..Daha uzağı görmeye, daha geniş olmaya, daha sabırlı davranmaya...
Gurbet diyorduk değil mi? Mecâzi anlamda gurbette değilim artık, aslî gurbetim olan dünyada, daha neler göreceğimi bilmeden yani ufuklara doğru yürüyorum.

Daha çok bilirdim önceden..Daha çok şeyin bana bağlı olduğuna inanırdım.Şimdi düşünüyorum da ne kadarı gerçekten de bana bağlı acaba?
Bilirdim, yapabilirdim... vs..vs...
Boş başak dik durur derler ya, olgunlaşıyor muyuz ne? : ))

2 Eylül 2007' ye dönüyoruz şimdi..Hem yakın, hem uzak..
Ama daha önce, arkadaşımı tanıtmak istiyorum size bir geçmiş yazımda neler yazmışım bakalım?
12/8/2007
Hadi,sizlerle,son iki günde neler yapmışız,bir göz atalım,var mıyız?

Cuma akşamüzeri, bir akademisyen arkadaşım, annesi ve kız kardeşleriyle ziyaretimize geldiler. Birçok ortak özelliğimiz var sanırım.İlk aklıma gelenler:

*Aynı burçtanız,Bu yıl, ortak doğum günü kutlayabiliriz.:))
*Her ikimiz de misafir ağırlamayı severiz.
*Belli konularda, hatırşinas, düşünceli davranabilmek gibi tarih olmuş(!) bir özellik az-çok ikimizde de mevcuttur.
*Bahçe fanatikliğinde birbirimizi aratmayız.Sanırım o,benden bir gömlek ileride olabilir.
*Müzik konusu da aynı şekilde.O, üniversite yıllarında zamanın bayağı adı duyulmuş üstadlarından bağlama dersi almış.Dernek faaliyetlerinde ,koro çalışmalarında aktif rol alıyor.Önceleri birlikte THM ‘nin anonim eserlerini seslendirirdik.Şimdi TSM korosunda,ud çalıyor.
Bu arkadaşım ve bir diğeri, bizim,genelde bizim evde gerçekleştirdiğimiz üçlü canlı fasıl topluluğumuzun üyeleri..Her zaman gerçekleştiremesek de keyifli oluyor.-Diğer arkadaşımız da ud çalıyor ,geçen yıl benim de etkimle kanuna heveslenmişti.Bu yıl ,benim hocamdan ders almaya başlamış.
...

Konuyu yine dağıtmışım.Kanun,aşklarımdan birisi;başka şekilde ifade edemiyorum,yeri gelmişken söyleyeyim,benim çok istediğim şeylerden birisi ,çok iyi derecede kanun çalabilmek!...
Cuma akşamına dönelim..Güzel manzara,keyifli sohbet,fonda seçme CD lerden yükselen hoş nağmeler…Bir ara söz döndü,dolaştı yemek tariflerine geldi.Bu arada Cankur adlı arkadaşımızın tarifi hakkında aramızda şu konuşma geçti:
-Hayat Hanım,şu şahane sebze karması yemeğinizin adı neydi?
-Onun tarifi özel , Adana’lı bir arkadaştan geldi..
-Adana’nın tarifini defterime gireceğim.Kurutulmuş biber-patlıcan dolmaları filan,onlar girdi yani sizden..Unuttuysanız verebilirim size,birazcık nazlanmam lazım, ama yalnız…

Bir de sütlü tatlı hazırlamıştım.Benim banko tariflerimdendir-resmini çektim,gerekirse ileride size de verebilirim..-bu tarifi kafama ve ruh halime göre makyajlar,yeni yeni versiyonlarını oluşturabilirim,öyle ki ilk haliyle hiç alâkası olmayabilir görüntüsü-hatta tadının-

O gün de aynı şekilde yeni şeyler denedim.Bence ,güzel oldu,beğenildi de..
Onu tarif ediyordum ,baktım ki,arkadaşın kız kardeşi ciddi şekilde ,dikkatle izliyor..Bir şey mi vardı,diye sordum..”Gördüm ama,dedi,sizin gibi,şiir okurmuşçasına yemek tarifi veren birisine ilk defa rastladım!..” Ne denir bu söze,gülüştük tabii..
Güzel bir akşamdı…
...

Arkadaşım oldukça genç -30 lu yaşlarda- profesör olmuş, 10 yıldır tanıdığım ve yakın arkadaşlarım kategorisinde yer alanlardan...
Küçük kızlarımız sınıf arkadaşıydı ilköğretimdeyken.. Biz de bu vesileyle yakınlaştık ve benzer özelliklerimiz, birbirimizin yanında rahat davranabilmemiz daha da arttırdı belki bu yakınlığı...
Bu Temmuz ayında da gidişimde onunla görüştük, bahçesinden birkaç kare aldım kamerama.. en güzel balkon yarışmasında birincilik kazanmıştı geçen yıl..

2 Eylül' e dönebiliriz artık.. : ))
...

24 yıl kaldığım il burası..Küçük kızımın İstanbul' da okumak istemesiyle ben de hazırlanıyorum bu şehre vedâya...Daha önce oğlumu Amerika' ya göndermiştim Üniversite tahsili için ve sonrasında İstanbul' u seçmişti kalacağı il olarak..
Büyük kızım da İstanbul' da okuyordu, şimdi mezun, staj yapıyor.
Çocukların hepsi burada olunca bana da çok fazla bir seçenek kalmadı.Bu şekilde döneceğimi düşünmezdim şehrime...
O son bir iki ay vedâ havasında gezindim. Burayı bırakırsam geri dönmeyeceğim, bu kalıcı bir gidiş olacak diye düşünüyordum.
Bahçe kapısından her çıkışımda geriye dönüp baktım nemli gözlerle..Bir fasıl daha kapanıyordu işte ömrümde...
Yürüyüşlerime çıkarken şu şarkıyı mırıldandım kendi kendime tuhaf bir melânkoliyle:
Kaçak
Bu şehirde buldu buldu ellerini
Bu şehirde sevdi badem dillerini
Senle unuttum bütün ezberlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm
Kim bilir ne bekliyor kalırmıyım ölürmüyüm
Ne malum dünya gözüyle bir daha görürmüyüm
Tuhaf buluyorlar bu kaçak halimi
Seninle doldurdum yasak ihlalimi
Seninle kapattım aşk defterlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm
Kim bilir ne bekliyor kalırmıyım ölürmüyüm
Ne malum dünya gözüyle bir daha görürmüyüm


Tek tek vedâlaştım çiçeklerimle, köpeğimizi farklı duygularla sevdim. O yaz diğer yazlardan daha sıcak geçmişti. terasta daha çok oturdum, daha çok resimler çektim.
Denizi ve günbatımını severim ya ben, bir yığın kareler aldım.
Bu burukluk duygusu niyeydi? Burası neydi ki sonuçta?
Kızdım da kendime bu fazlaca duygusallığımdan dolayı... Vakit tamam olduğunda böylesi uzun vedâlara vaktin kalacak mı ki küçük hanım? Dünyada dahi kalıcı değiliz mâlûm!...diye çıkıştım da hattâ...

Arkadaşlarıma vedâ etmedim oysa.. Ayrılıkları sevmiyorum ben, içimi burkuyorlar.
Yine de bu Dr. arkadaşım gideceğimi bildiğinden kahvaltıya dâvet etti beni, arada onun bahçesinde ya da bizde görüşmelerimiz olurdu ve güzel geçerdi günümüz, memnun ayrılırdık.
Yine aynı güzelliğiyle hatırlıyorum o günleri...

Sabah öğle arası bir vakitti gittiğimde..İçtenlikli gülüşüyle karşıladı beni..sıkıca sarılırken:
-'İyi ki sizi tanımışım K... hanım'.. dedim.
-'Benim için de öyle, siz özel birisiniz Hayat hanım ve her zaman da öyle kalacaksınız. Bunu hiç unutmayın.Her sabah aynanın karşısına geçip, kendinize hak ettiğiniz sözleri söylemelisiniz: Kendimi seviyorum, hatâlarımla, günahlarımla...Kendimle barışığım, çevremle de...'
...
Sürecek...

27/10/2009

"DOMUZ GRİBİ'NDEN KORUNMAK İÇİN BASİT FAKAT ETKİLİ ÖNLEMLER:



Merak edenlere;

DOMUZ GRiBi KONFERANS NOTLARI 20.10.2009 CERRAHPAŞA TIP FAK. Hastanesi;

"DOMUZ GRİBİ'NDEN KORUNMAK İÇİN BASİT FAKAT ETKİLİ ÖNLEMLER.

Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir. Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)
2. "Hands-off-the-face" "Ellerinizle yüzünüze dokunmayın" yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.
3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanız Listerine kullanınız). H1N1 'in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.
4. Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla /serum fizyolojikle temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunan virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.
5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.
6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz. * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1 N1 virüsü mide'de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez."

Dr.Vinay Goyal


Domuz Gribi pandemisinde bu kış ikinci dalga bekleniyor.
11 Ekim 2009 itibarı ile dünya genelinde %1.18 (399,232. vak'ada 4,735. ölüm) mortalite hızıyla seyreden salgında tıpkı 1918 H1N1 pandemisinde olduğu gibi ikinci dalgada mortalite hızının artması söz konusu olabilir.

26/10/2009

Aşk-ı Beka' dan alıntı: AŞK


Aşkın bu dünyadan olmayan bir zamanda, bütün ruhların toplandığı mekanda, ruhun sözleştiği ve birbirini sevdiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı. "Ama" dedi biri "hesapta ruhun tanışını bu dünyada hiç bulamaması ona rastlayamaması var". diğeri "buldum zannedip de yanılmak var" diye ekledi. "Bulup da tanıyamamak var" dedi biri. "Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var" diye tamamladı diğeri.."

dedi sevgili UÇURTMA! Nazan Bekiroğlu'nun Cam Irmağı Taş Gemi isimli kitabından alıntı yaptığımız yazıya..
teşekkürler UÇURTMA!

26/10/2009

2009 KONYA ŞEB-İ ARUS KONYA SEYAHATİ


SEVGİLİ DOSTLAR,

HOCAMIZ CEMALNUR SARGUT’UN TEŞRİFLERİYLE; “GÜNEŞLE AYDINLANANLAR” ULUSLAR ARASI ŞEMS SEMPOZYUMU VE HZ. MEVLANA HAFTASI ETKİNLİKLERİ “ŞEB-İ ARUS” ÇERÇEVESİNDE YAPILACAK OLAN BU YILKİ KONYA SEYAHAT PROGRAMINI EKTE SUNUYORUZ.

SAYGILARIMIZLA.

SEVGİLİ DOSTLAR,

ŞEB- İ ARUS NEDENİYLE BU YIL DÜZENLENECEK OLAN KONYA SEYAHATİ İKİ SEÇENEKLİ OLACAKTIR.

1. SEÇENEK ( 4 GECE 5 GÜN )

14.12.2009 GÜNÜ İSTANBUL SABİHA GÖKÇEN HAVA LİMANI' NDAN PEGASUS HAVAYOLLARI İLE SAAT 06:40 HAREKETLE KONYA VARIŞ VE OTELE GİRİŞ.

18.12.2009 CUMA GÜNÜ KONYA' DAN THY İLE 09:10 HAREKETLE İSTANBUL ATATÜRK HAVA LİMANI' NA VEYA PEGASUS HAVAYOLLARI İLE 20:45 DE İSTANBUL SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI’NA VARIŞ. ( UÇAK BİLET FİYATLARI DEĞİŞKEN OLDUĞUNDAN TALEPLERİNİZİN BİZE ULAŞTIĞI TARİHDEKİ RAKAMLAR ÜZERİNDEN BELİRLENECEKTİR. )

SEYAHAT BEDELİ 375.- YTL ' DİR ( OTEL ODA KAHVALTI VE KONYA HAVAALANI TRANSFERLERİ )

UÇAK BİLETLERİ TARAFIMIZDAN TEMİN EDİLEBİLİR


2. SEÇENEK ( 4 GECE 5 GÜN )

13.12.2009 PAZAR GECESİ SAAT 22:00 SUADİYE OTEL ÖNÜNDEN HAREKET,

14.12 2009 SABAHI ANKARA' DA HACI BAYRAM VELİ HAZRETLERİ TÜRBESİNİ ZİYARET KONYA'YA VARIŞ VE OTELE GİRİŞ.

18.12.2009 CUMA GÜNÜ 11.00 DA KONYA' DAN HAREKETLE İSTANBUL' A VARIŞ

SEYAHAT BEDELİ 475.- YTL' DİR. ( OTEL ODA KAHVALTI VE ULAŞIM )

***

Ayrıntılar bende.. Duyurayım istedim.
Sevgiler...
Hatice/ Hayat

26/10/2009

Hayat ERTELENMEZ!...



HAYAT ERTELENMEZ!... (İZLEMENİZİ ÖNERİRİM. )




23/10/2009

Bir kez daha...

http://www.facebook.com/video/video.php?v=1206072626611

Elif hanım çok güzel tanımlamalar paylaşmış.Kitabı okuduğumda da beğenmiştim bu kuralları... Tasavvufa yabancı olanlar için faydalı, içinde olanlar içinse belki hafif gelebilecek bir kitap. Bir özeti, romanla aynı sayabilir miyiz? Mesnevî' den sonra 'aşk' özet olsa gerek değil midir? Yine de kural olarak tanımlanan düşünceleri beğendim.

***

Bâzı şeylerin gitmesine izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. Onları serbest bırakmak.Gevşek olanı kesmek…İnsanların hiç kimsenin işaretli kâğıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; bazen kazanırız ve bazen de kaybederiz. Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamı...nda yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol. ZAHİR-Paulo Coelho

22/10/2009

Son günlerden kareler...

Yalnızca birkaç kare... Kasımpatılar, Mısır Çarşısı'ndan. Eminönü-Kadıköy hattında çekilmiş, deniz görüntüleri. Cemalnur hanımla birkaç gün önce çekilmiş üstteki resim. Yorgunluğum resimde de hissediliyor,her ne kadar makine ve oda ışığı ayarları da iyi değilse de... Haftanın 6 günü havuzda olduğum için, antibiyotiksiz atlatamayacağıma karar verip, üst solunum yolu enfeksiyonumun tedavisine başladım. Yazmak dahil birçok şeyi erteledim. Ancak izlemeye çalışıyorum. Tüm dostlara sevgiler... :)) Hatice/Hayat

15/10/2009

Şair...


15.10.2009
Yazmak... Çok kez zevkli, ihtiyaç kimi kez...Bir de elim klavyeye varabilse!... :)
Ruhumun yetişmesini beklemeksizin koşuştururken, tarih oluveriyor yaşanmışlıklar.
Kameramda poz olarak kalabiliyorlar en iyi ihtimalle.
Bir vapur güvertesinden görüntülenmiş raksedercesine kıvrak hareketlerle seyreden onlarca balık...
Bulut kümeleri, Boğaz'dan bir kare, bakışlarımı esir alan martılar, geçmişi hatırlattığından ne düşüneceğimi bilemeden, duygularımı çözümleyemeden, öylesine dalıp gittiğim kasımpatılar...
Az önce küçük kızımla konuşuyorduk. Bir şiirden söz etti, okumamı isteyerek; okudum.

BİR ADIN KALMALI

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

Ahmet Hamdi Tanpınar

'Nasıl?' diye soruyor. 'Nasıl bu kadar güzel okuyabiliyorsun ilk kez okuduğun, üzerinde çalışmadığın bir şiiri?'
O da Allah vergisi aslında, çok çaba sarfetmem gerekmedi. Böyleydim hep. :)

Bu akşam bir arkadaşımın önerisi ile şair Bekir Sıtkı Erdoğan' ı aradım.Normalde birinin telefon numarası bir başka kimseye verilecekse, öncelikle numaranın sahibinden izin alınmalıdır diye düşündüğümden tedirginlik yaşadım ve bunu dile getirdim de...
Arkadaşımsa hoşgörüyle karşılayacağından öylesine emindi ki, aradım.
Durumu açıklamaya çalışıp, kendimi tanıttıktan sonra, görüşmeye müsait durumda olup- olmadığını sordum.
Edebiyat ve musikî ilgimden, hayranı olduğum şiirlerine; samimi bir havada gelişti konuşma...
Hancı, Karagözlüm efkârlanma (ibibikler..), Marya...

Geri dönüşler yaşıyorum yine. Bir arkadaşımın hatıra defterinden okumuştum lise yıllarımdayken 'Marya' adlı şiirini.

Hancı, buram buram bir gurbet türküsüyle titretirdi yüreğimi...

....
'Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim çekinme, doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...'

.....

Güzellikler bâki kalsınlar dileğinde bulunduk birlikte.. Yozlaştırılmasından duyduğumuz üzüntüyü dillendirdik.

Nerede oturduğumu sordu. Söyledim. Anadolu yakasında, Erenköy' deymiş kendileri.
Dâvet etti, eşinin de misafiri çok sevdiğinden söz ederek...
'Zevkle... Onur duyarım!' diye cevapladım. Bakalım ne zamana denk düşer? :)

Bu kubbede bir 'Hoş sâdâ' olarak kalsın istedim paylaşmaya çalışırken.
Tüm dostlara içten sevgiler...

Hatice

HAYAL GIBI