24/1/2008

Yaşamak, Sevmek ve Öğrenmek

 

 

 

"Âşıklar sadece daha iyiyi umut etmeyi değil, onu yapmak için çaba göstermeyi de öğrenirler. Aşkı sıradan şeylerin tutsağı yapmak, onun tutkusunu almak ve onu sonsuza kadar yitirmek demektir."
"Gerçek sevgi, kimin daha kârlı çıkacağını düşünmeden bir insana vermeyi düşünmektir."
"Engellere üzerinden aşılacak fırsatlar olarak bakarsak sadece çözüm bulmakla kalmayız, kendimizin genel sorun çözme yeteneklerini de artırırız."
"Sevgi yetişmek için en verimli toprağı sunar bize. Sevgi eski yaralarıaçmak değildir; onları kapatmaktır. Ayağa kalkıp yaşamaya devam etmek demektir."
"Kalp; tutkularımızın yaşadığı yerdir. Çok narindir, kolayca kırılır, amainanılmaz derecede esnektir. Kalbi aldatmaya çalışmanın anlamı yoktur. Onunyaşaması bizim dürüstlüğümüze bağlıdır."
"Yaşam sevgiyle de korkuyla da yürütülse her zaman bir serüvendir. Korku yaşamın sınırlandırılmasıdır hayırdır. Sevgi yaşamın özgürlüğe kavuşturulmasıdır. EVET deyin."
"Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar umutsuz, yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez. Sevgiyi yeteri derecede anlamak hepsini yok edecektir."
" Olgun insan pek çok yol, pek çok çözüm ve pek çok sonuç olduğunu bilir.
Sevgi kusursuzlukta ısrar etmez. Ama kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasındaki önemli ilişkiyi fark etmemizi gerektirir."
"Ne kadar akıllı yada duyarlı olursa olsun herkesin yanlışlık yaptığını ve her halde de yapmaya devam edeceğini görüp bilmek rahatlatıcı bir şeydir. O yüzden neden kusurlarımızı kabul edip insan soyuna katılmıyor ve rahatınıza bakmıyorsunuz?"
"Kendilerine inananlar ve yaşadıkları ana güvenenler yaşamı en keyifli bulanlardır. Bunlar, geçmişin pişmanlılar değil anıları depolayacak, bir yer olduğunu ; geleceğin korku değil umutla dolu olması gerektiğini öğrenmişlerdir. Ve bizim sadece günümüze ihtiyacımız vardır."
"Sevmekle geçen bir yaşam; asla sıkısı olmayacaktır."
"SENİ SEVİYORUM demekten asla bıkmayın ve sakınmayın."
"Sadece kalp için hasat zamanı yoktur. Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir."

Leo Buscaglia

 

4/8/2007

Bitmeyecek kadar cok olsun hayâllerin....

 Bitmeyecek kadar cok olsun hayâllerin....

Size bir şey sormak istiyorum, demişti... Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı? Ben de sana bir şey sorayım, dedim... Denizdekiler mi çok, yoksa kaçırdığın balıklar mı? * Denizde, kaç balık olur? Ama oltan, bir tanedir! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğ in miktar sınırlıdır... Oltan bir tanedir; Ama deniz balık doludur! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğ in miktar sana bağlıdır... * Tarlaya kürek batırmak gerçektir; fakat tohum atmak hayal... Denize kova daldırmak gerçektir; fakat olta atmak hayal... * Hayal kırıklıkları olmasa, hayallerin kıymeti olur muydu? Senin çaban, bunun için kıymetli; alın terini değerli kılan, bu... İyi ki, balıklar gibi deniz suyunda beslenmiyorsun da; balık tutman gerekli... İyi ki, solucanlar gibi besinin toprak değil de; toprağın cevabını bekliyorsun. .. * Hayâller balıklar kadar çok; fakat oltan bir tanedir veya iki tanedir yahut birkaç tanedir... Peki ya hayal kırıklıkların?.. Dilerim ki çok olsun ve çok kırılsın hayallerin, dökülsün yaşı gözlerinin. Çünkü bu senin zenginliğindir, bu senin öğretmenindir, bu senin gücündür, ısrarındır, sabrındır... Yarına kalıcılığındır... * Çok korkardım; ilk atışında bir kör balık yutsaydı oltandaki iğneyi?.. Ya ikinci atışında da topal bir balık düşseydi oltanın üstüne?.. Ya olsaydı bunlar ilk denemelerinde? * Bir bebeğin yürümesi; sayamayacağın kadar çok düşmesiyle mümkün! Hiç kimse, ilk taytay duruşundan sonra rap rap adım atmaya başlamadı... Şu an yürümekte olan herkes önce düştü; sonra gene düştü ve ardından tekrar düştü ve sonra bir daha düştü, bir daha ve on defa ve yüz defa daha düştü, öyle değil mi?.. Sen neden farklı olasın? Sen niye imtiyazlı olasın da hiç kimsenin elde edemediğine sahip olasın? * Eleğin ve eleği sallayışın ayırır hayal ile hayal kırıklığını, devam et! Oltayı atışın, iğneyi bağlayışın, yemi takışın ve hatta kenarda duruşun bile tesir eder, balığın seni seçmesine... Fakat hep öğrenirsin, her defasında yine ve yeniden öğrenirsin... * Hayal kur, çalış, başarama... Hayal kur, çabala, ulaşama... Hayal kur, didin, kavuşama... Hayal kur, yorul, yetişeme... Hayal kur, koş, varama... Hayal kur, ümitlen, elde edeme... Hayal kur, devam et... Hayal kur, devam et... Hayal kur, devam et... Çünkü senin işin bu; Hayal kuracaksın ve devam edeceksin... Durmayacaksın. .. Yılmayacaksın. .. Öyle çok tekrar edecesin ki işini; artık bıkacak sana sataşmaktan, seninle zaman harcamaktan başarısızlık!.. * Bir insanın yapacağın en büyük hatalardan biri ne, biliyor musun? Ya tutamazsam, diyerek; denize olta atmaktan vazgeçmek! ....

Dilerim çok kırılsın, ama kırılmakla bitmeyecek kadar da çok olsun hayâllerin! 

Alıntı

30/7/2007

Kartalın İbretlik Yeniden Doğuşu...

KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU!
Kartal, kus türleri içinde en uzun yasayanıdır. 70 yıla kadar yasayan kartallar vardır. Ancak bu yasa ulaşmak için, 40 yaslarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır. Kartalın yası 40'a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaslanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artik kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki secimden birisini yapması gerekir. Ya olumu seçecektir ya da yeniden doğusun acili ve zorlu surecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağîn tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artik uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvası da kalır.

Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya baslar. En sonunda kartalın gagası yerinden sokulur ve düşer. Kartal bir sure yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır.

Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya baslar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 veya daha uzun sureli bir yasam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda tekrar tekrar yeniden doğuş sureci yasamak zorunda kalırız.

Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.

Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.

'Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefime doğru ilerliyorum.'

26/7/2007

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR...

Ne güzel bir laf Tanrım.!

Düşünüyorum da,sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.

Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,naif yönlerimizin keşfedilmesi, cesaretsizliğimizin anlaşılması,korkularımızın paylaşılması

sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.

Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.

Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.

İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.

Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?

Kimse incitemiyor mu ?duygularımızı,

inançlarımızı, benliğimizi?

Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?

Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu ?gerçek kimliğimizi?

duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.

Ne çıkar ateşböceği sansalar beni.?

Belki en hoyrat yürek bile ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna

el kaldırmaya kıyamaz?

Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,korkaklığımı, sevgi isteğimi en insani yönlerimi

kayıtsızca sunabilsem bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup bir kuş gibi uçacağım özgürce.

Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.

O da çözülecek belki.Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.

Kalmadı böyle insanlar demesek.

Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.

Kırılmaktan korkmasak.

İncinsek, yaralansak.

Ne olur bir darbe daha alsak.

Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.

Denesek.

Risk alsak.

Yanılsak.

Fark etmez.

Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.

Ve kucaklaşsak yeniden.

Tıpkı eskisi gibi.

Ne olduğunu anlayamadığımız o on beş yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz.

Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.

Neler biriktirdiğimizi,kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.

Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.

Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.

Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.

Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.

Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.

Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.

Sevgiye çok ihtiyacımız var.

Ufukta kara bir kış görünüyor.

Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.

Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.

Kurtulun bu yükten.

Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.

Yalnızlığa mahkûm ediyor bizleri.

Hem hepimiz bir yıldızız.

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

 

GÜLÜŞLERİNİZ GÖZLERİNİZE  IŞIK OLSUN…

(Alıntı)

26/7/2007

BİR SÜRE SONRA…

Bir süre sonra

 

Bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki ince farkı öğrenirsin.

 

Ve aşkın yaşlanmak birlikte olmanın da güvende olmak

anlamına gelmediğini öğrenirsin.

 

Ve öpücüklerin sözleşme hediyelerin de vaad olmadığını öğrenmeye başlarsın

 

Ve yenilgileri

Başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın

 bir çocuğun üzüntüsüyle değil, bir yetişkinin zarafeti ile,

 

ve her şeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin

 çünkü yarın ile ilgili her şey belirsizdir.

 

Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu

Öğrenirsin

Eğer fazla maruz kalırsan

 

Bu yüzden,

 

Başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden

 

Kendi bahçeni yarat Ve kendi ruhunu kendin süsle.

 

Ve göreceksin ki dayanıklısın...

Ve kuvvetlisin,

Ve değerlisin.

 

Veronica A Shoffstall

 

HAYAL GIBI