« Önceki | Sonraki »

1/2/2009

DERİN GÜRÜLTÜSÜZLÜK

sakin olmayı öğrendim senden
duru sulara bakmayı
bir ermiş gibi pas tutmuş kapıların ardında
kendimle buluşmayı

sessiz kalmayı öğrendim senden
sevinçlerde ve büyük acılarda
yerine ulaşmayan bir mektup gibi
kendime dönmeyi

soruları cevapsız bırakmayı öğrendim senden
bir budala gururuyla dolaşmayı anılarda
yeri unutulmuş,
hiç umulmayan bir yerde bulunmuş
yanlış ağaçlarda bitmiş yapraklar gibi
yabancılaşmayı

zamanı hissetmemeyi öğrendim senden
küçük hırçınlıklarına yenilirken insanlar
sessizce girdim ve öyle çıktım içinden
ateşler içindeyken
susuzluğumda yangınları içerken

bu derin gürültüsüzlük
senden

Bâki Ayhan T.


Alıntı: F. Yavuz Çiçek

7/12/2008

Arife Sevinci...Fatih Yavuz Çiçek


Arife Sevinci (Link)

"biz çocukluğumuzu geçmiş zaman masallarının gerçekliğinde bırakıp geldik-Esat Selışık"

naftalin kokulu
sevinçler toplanır işporta’dan

alaca gölgeli müşfik düşlerde
madeni gülüşler bozdurulur gün boyu
kadere kısmet göz kararı
seçip alınır
allı morlu tüm kadife kuşları

sırma saçlı bez bebekler
s
erçe göğüslerde sarılır kundağa
başucunda hevesle yatılan poplin gömlek
cevizli baklava tadında bir rüya

kınalı yastıklardan duyulur
sabâ makamında okunan ezanlar
ve çift sarılı yumurtayı kırınca anneler
tereyağı dumanlı tarhanada
o telaşla beklenen cevahir zaman başlar

-harçlık ülkesinde harç olmak-

berhudar olun emi
berhudar edersiniz çocuklar

FYÇ

Edebistan E-Dergi Aralık 2007

Fatih Yavuz Çiçek arkadaşımızın bir şiirini paylaşmak için bundan daha iyi bir zaman az bulunur. Bana da yalnızca yayınlamak düşer... Öylesine güzel anlatmış ki, geçmiş bayramların dumanı tütüyor burnumda... O güzel duyguları, Bayram ruhunu kaybetmeyelim hiç, ne olur... Üç- beş günlük bir tatil, bir yerlere kaçma fırsatı olmasın Bayram deyince ilk aklımıza gelen...

Her günün-m-üz bayram olsun!


Bayram ruhu hayatımızdan eksik olmasın sevgili dostlar... : ))
Sağlıklı- mutlu- umutlu, sevgi dolu, paylaşım dolu... NİCEEE MUTLU BAYRAMLAR A... Hayat

12/9/2007

Han Duvarları

Han Duvarları


Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
Önde uzun bir kışın söldürdüğü etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgarların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince,
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
*On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben*
Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri
Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar
Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu
Burada son fırtına son dalı kırıyordu
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı *İste Araplıbeli*
Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor
Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri
Çicekliyor duvarı ocağın akisleri
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor
*Gönlümü çekse de yarin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgarın önüne katılmışım ben*
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık
Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.
Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım
*Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında
Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı
Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna
Post verenler yabanın hayduduna kurduna
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi
Hana sağ indi ölü çıktı geçende
Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar
Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları...

Faruk Nafiz Çamlıbel

 

Bu şiir, yıllar var ki, her mısraı ile gönlümü titretir.

Hayat

11/9/2007

Unut Beni Can...

Unut Beni Can

bu kaçıncı gece
hasretinle yandığım
kaçıncı gece
yıldızları yıkadığım,göz yaşlarımla
mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla
bosnalı kadınlar duydu feryadımı
sen,sen duymadın mı can....

ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak
benden uzak o iklimlerin
benden uzak o şehrin
kahrolası o kalabalıkların
benim kadar ihtiyacı mı vardı sana
benim kadar hasret çekti mi..
kahrolası o şehrin semaları
benim kadar yandı mı..
ne var dı can....ne vardı
uzak iklimlerde açacak.....

ne vardı
kendimizi bu kadar kahredecek
kara trenler umut olmamalıydı
uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar
dünya bir tek nokta olmalıydı can
bir tek noktada doğmalıydık
dönüp dönüp sana varmalıydı yollar
ben hep hasret türküleri söylememeliydim
sen hep hasret şiirleri okumamalı
hasret diye bir söz olmamalıydı lügatlerde
geceler boyu hergün
göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar.
Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu
boğuyor karanlıklar can
mesafeler kurşun oldu amansız
feryadıma şahit oldu yıldızlar
can.....can......
hasretin ağır bir yük omuzlarımda
ben çekmekten usandım
sen usanmadın mı?

bildim
bitmeyecek bu hasret
uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz
hangimiz gelsek diğerinin yanına
kuruyup,kaybolacağız..
ben kıraç topraklara döndüm can
ben kurumuş dereler gibiyim
ıssız mağaralarda kaldı umudum
belli bu sevda kahredecek bizi
unut be can
unut bu sonu gelmez sevdamızı..
bırak yeni güneşler doğsun semalarında
bulutlar gizlemesin yıldızlarını
yeniden başlasın her şey
yeniden doğ, bensiz şafaklarda.
Unut can
unut senin için yazdığım sevda şiirlerini
de ki; bir rüya idi bitti
de ki; bir hayaldi
solgun aynalarda yansıyan
de ki; bir romandı
sonu koskoca bir hiçle biten
unut beni can
unut vakit varken....

Bırak hasretin bana kalsın
varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm
ben yine her gece
saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda
gözlerimde takılı kalsın hayalin
sen unut can
sen unut
kahredersem,milyon kere kahrolayım....
  
Ümit Yaşar Oğuzcan

19/8/2007

Gittin...

GİTTİN


Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.
Konuşamadım...

Gittin...
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım...

Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım...

Gittin...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperirdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.

Gittin...
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım...

Gittin...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım...

Gittin...
Bir şey söyledin mi giderken?
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?
"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım...

Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...

Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...

Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım...

 

Mehmet Coşkundeniz

18/8/2007

Gittin...

Gittin
Ayrılırken buz tutmuş gözlerin
Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı
Dudaklarımızda sıradan sözcükler
Vedalaşmayı bile beceremedik
Son bir bakış kaldı arkanda
Kalabalığa karışan
Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü
Gittin.

İçimde Yığınlarca kitap kaldı uçuşan
Sözcükler beynimin köşelerinden
Çıkıp korkuttular gecelerimi
Peşimden geldi gölgeler
Aynalara bakamaz oldum
Hiçbir oyun avutmadı beni
Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı İçimde.

Kaldı Yeni bir kent işkenceye hazır
Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle
Belleğimi silkeleyip anılardan
Tik tak çaldın uzun zaman
Alışamadım yarımlığa
Düşlerimde intihar tutkuları
Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk
Kaldı.

Ayrılık çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı...
Alıntı

18/8/2007

im...


Yıldızlar seyreder her gece hâlimi.

Sınırsız öfkeyle dağılırken acemi bilgeliğim,

Yakalar gözyaşlarımı...

Çocukluğumdan gelen beyaz zambak kokusu;

Nemli bir hüzünden başka bir şey değilim.

BİLİNMEZİM..!!

Kaybolup aranması unutulmuş bir çocuğum.

Sürerim kayıp düşlerimin izini ıssız çöllerde...

Sahibini tanımayan bir ayak iziyim,

Çarpık bir yengecin dağıttığı kumlarda!

Çelik gözlerime inanma.

Sayıyım sayılmayan!

Belki de bir yara..

Açılıp iyileştirilmesi unutulmuş,

Sürekli kanayan...

Kendime rağmen kendim;

HER YERDE,HİÇ KİMSEYİM..!!!

Alıntı

17/8/2007

Ağlamak İstiyorum...

Kah ateş oldun yaktın,kah soğuk oldun buz kestim.

Kan olup aktın bir gün damarlarımda. Ama bir lokmaydın ki boğazımda,seni attım atalı ağzıma,ne geri gelebildin, nede aşağı inebildin takılıp kaldın.

Ve dudaklarım bükülü gözyaşlarımdasın...

Sözlerini ,sesini unutmaya başladım yavaş yavaş.

Senide unutabilecek miyim acaba bir gün?

Hiç tanımamış gibi olabilecek miyim?

Başarabilecek miyim?

Şimdi ne yana baksam, seni hatırlatacak bir şey çıkıyor karşıma.

Neyle meşgul olsam dönünce kendime yine seni bende buluyorum. <******>

Değer mi bunlara?Değmeyeceğini biliyorum ama şimdilik elimden bir şey gelmiyor.

Nereye kaçsam sanki sana çıkıyor yollar.

Hiç benim olmamış belkide hiç beni sevmemiş birisin.

İşte kelimeleride tükettim bu gece ve yine kaçamadım yakalandım sana.

Yine özledim seni hemde kelimelerle anlatıl(a)mayacak kadar çok ve hiç kavuşulamayacak kadar hasretle...

 

Alıntı

14/8/2007

Sana Uyandım Sevgili...

"Kal" deseydin kalırdım...

 

Kal" deseydin, kalırdım.

Demedin oysa...

Kuru bir "Bitmesin" den başka hiçbir şey demedin. Öyle
kuru, öyle soğuk, öyle uzaktı ki ondaki anlam!

Bu kadar kolay mıydı her şey, bu kadar yakın mıydık
uçuruma? Savunmayacak mıydın sevgimizi?

"Kal" diye haykırmayacak mıydın ardımdan?

Düşündüğüm bu değildi...

Hayal ettiklerim, beklediklerim başkaydı
senden. Mücadele beklemiştim oysa, yelkensiz olan
gemimizi kıyıya ulaştırırız sanmıştım, kıyıya
ulaştırırsın sanmıştım...

Oysa O'nu denizin ortasında savunmasız bırakmama göz
yumdun... Bu kadar yıpratıcı olamazsın...

Oysa bir anlam olmalıydı yaşadıklarımızda!

Paylaşılan duyguların bir anlamı olmalıydı.

Yüreğimdeki martıların bir anlamı olmalıydı.

Beynimizdeki melodilerin, aramızdaki çekimin, geçen
akşamki sohbetin bir anlamı olmalıydı.

Duygularımızın bir anlamı olmalıydı.

Yüreğimdeki tüm MARTILAR'ı uçurdun şimdi...
hangi yöne gittiler bilmiyorum, geri dönerler mi
bilmiyorum.

Dünya boşaldı mı ne! Neden bu kadar sessizleşti birden
yaşam, neden artık parlamıyor
yakamozlar gözlerimde, neden artık rüzgar
esmiyor... her şey seninle mi kaldı yoksa...

Mantığım, mantığımı bana bırak lütfen, ona ihtiyacım
var. Bazı şeyleri anlamak için ona ihtiyacım var!

Evet!

Ben istedim ayrılığı,
Çıkmaz yollara yönelen bendim,
Kucağında bir yığın noktayla karşına çıkan bendim...
Kahretsin! Bunu neden yaptığımı bilmiyorum

Ve

Senin buna nasıl göz yumduğunu...
Tıpkı
Balkondaki akasyaları sularken, fazla sudan dolayı
sararacaklarını bilmediğim gibi...
su onun için hayat olmalıydı oysa ve sen de benim
tutunacak dalım!

Bazı şeyler vardı aramızda biliyorsun, olmaması
gereken ama daima varolan.

Farklı uçlardaydık seninle, farklı mevsimleri
seviyorduk farklı zamanlarda...

sen büyük fırtınalara vardın, bense lodostan bile
ürküyordum.

Oysa başardığımız şeyler vardı her şeye rağmen, daha
doğrusu öyle sanıyordum...

Binlerce yıldız arasında, ayın güzelliğini
gösterebilmekti tek amacım...
yıldızları söndürmekti. . . sorunları yok etmekti. . .
"Bitti" deyişim

"Hayır" demeliydin!
Hatta kıyametler koparmalıydın yüreğimde,
Hendekler açmalıydın yoluma gidemeyeyim diye.
Sahip çıkmalıydın gözlerimdeki ay'a sevgimiz diye...
Beni yolumdan alıkoymalıydın...
"Kal" demeliydin... defalarca "Kal" demeliydin...
oysa demedin...

Belki de senin çiçeklerin çoktan solmuştu ve ben
akasyaları kışın yaşatmaya
çalışmakla hata etmiştim... belki böylesi daha iyi
oldu. . .

"Kal" deseydin kalırdım...
hem de seve seve kalırdım.
Martılarla kalırdım
Yakamozlarla kalırdım
Demedin
Bilir misin
Kaç çığlık olup yıkıldı yüreğim giderken...
Bilir misin
Nasıl bir cana hasretti yüreğim, yolumdan
döndürecek...

Bilir misin
Nasıl zor oldu ardıma bakmadan çekip gitmek...
"KAL" desen kalacaktım...

DEMEDİN OYSA! 

 

C.Dündar

14/8/2007

Yalnızlık Şiiri...

HAYAL GIBI