Yalnızlık...
Hayatta tesadüflere inanmam, inandığım çok inceden inceye hesaplanmış, takdir buyurulmuş 'denk düşmeler, düşürülmeler' olduğudur..
Hiç düşünmezken bloga taşımama neden olan 'yalnızlık' adlı yazı gibi..
Bu konudaki düşüncelerimi farklı zamanlarda farklı yazılarımda dile getirmişimdir, yeri ve zamanı geldiğinde onlar da bu sayfaya ekleneceklerdir inş.
Alta alıntıladığım bölüm, yazıya cevabımın kopyasıdır:
"Zihnimdekileri toparlayıp, duygularımı dile getirmek istiyordum son günlerde yoğun olarak..
Yazdıklarım, yazacaklarım, hissettiklerimi olabildiğince iyi yansıtabilsin istedim, başka yoğunluklarımı ön plâna almak zorunda kaldım ve bekledi yazım..
Bir konuşma sırasında aşağıdaki satırları yazmışım:
Öyle inanıyorum ki,
Allah cc
sevdiği (umarım..) kullarını SEVDİKLERİYLE imtihan ediyor
ve..
GÖNÜL O'nun mâbedidir,
kendisinden başkasını o mabedin zirvesine oturtttuğunuzda imtihanınız başlıyor..
Kişisel düşüncem bu yönde..
Şimdi yazıda bu düşüncelerimle örtüşen satırları görmek, dahası neredeyse her satırına yüreğimle katılmak, heyecanlandırdı beni..
İyi ki taşımışsınız bu yazıyı bu sayfaya..
Günüme renk kattınız, sağ olunuz...
İzninizle bu yazıyı, sayfayı referans göstererek, blogumda yayımlamak isterim.
Teşekkürlerimle..."
Hayat
|
Yalnızlık...
Doğum ve ölüm tarihleri arasında var olan bir hayatın
yorgunlarıyız. Yaşadığımız, bir garip yalnızlık hikayesi.
Etrafımızdaki yüzlerce insana rağmen yine kendimizi
yalnız, çaresiz, kifayetsiz hissediyoruz.
Bunca sınırlı arasında sınırsız olanı özledikçe büyüyor yalnızlığımız. Ruhumuzun vadilerinde gezinen yüzlerce
insan dahi unutturmuyor ‘hesabı yalnız verilen
imtihanımızı.'
Aksine; her hikâye altını çiziyor yarımlığımızın.
Yalnızlık, yarım oluşumuzdur. Yalnızlık, ‘yalnızlığın mahsus olduğu varlığa' duyulan özlemdir. Mecburiyettir.
Alnımızda insan olmanın imzasıdır.
Yalnızlık, şaire “ Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge. / Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı.” satırlarını
yazdıran bir histir. O his ki; kalabalıklarda yaşanan bir
tenhalıktır.
Tenhalığımız, bize güç verebilir, gücümüzü de alabilir.
Melankolik hisler içinde arabesk bir yalnızlığı tercih
edersek ruhumuz günden güne zayıflayacaktır.
Ama mezarların neden tek kişilik kazıldığını düşünüp
‘yegane' olana inancımız artarsa yalnızlığımız bizi
güçlü kılacaktır.
Sevdiklerimiz oldu, sevenlerimiz de oldu. Gidenler, dönenler oldu; gidip de dönmeyenler oldu.
Doğanlar, ölenler oldu. Güneş bir görünüp bir kayboldu. Kayan yıldızlar dileklerimize umut oldu. En büyük
hatamız, geçici olana “ her şeyim” demek oldu.
Bir insan, bir eşya, bir mekana “her şeyim” dediğimizde, onu yitirmekle elimizde “hiçbir şey”
kalmamış oldu.
Yürek coğrafyamızda yaşanmış onca devasa sevgi dahi hissettirmedi mi bize yalnızlığı? ‘Bitimsiz bir tat
aramadık mı savruluşlarda'?
Kalbimizde dost yoğunluğunu en çok hissettiğimiz anda bile o anın geçici olduğunu bir an olsun çıkardık mı
aklımızdan?
Güzel anlar hiç bitmesin diye fotoğraf karelerine
sığınmadık mı?
Günde beş kez yalnızlığımızı itiraf etmedik mi? Avucumuzu açıp ‘tek olana' dua ederken,
küçüklüğümüzden büyüklüğüne köprüler kurmadık mı?
Düştüğünde “ acımadı ki” diyen çocuklar gibi gizlemek istiyoruz acılarımızı. Düşlerimiz ipinden
kopmuş balonlar gibi kaybolduğunda, bir kez daha
anlıyoruz yalnızlık imtihanımızı.
Kalbimizin özgül ağırlığını bir başka kalp taşıyamazken ve ancak gölgemiz kadar var
olabilirken bir başka kalpte nasıl beka bulabiliriz?
Ve nasıl anlatabiliriz kendimizi,
kendini dahi anlamamışlara?
Bizi anlamayan insanlar arasında bir hayatın ardına düşerken, onlara kızmak, sınırlı oluşlarını
yüzlerine vurmakta değil hüner.
Asıl hüner, bizim çaresizliğimizle onların çaresizliklerini birleştirip bir ‘ çare' bulabilmekte.
Hiçbirimizin ‘yağmur'u sözcük biçiminde uymuyorken
birbirine, hepimizinkinin uyduğu bir üçüncü yağmuru
bulmalı. Etrafımızdaki insan yoğunluğuna rağmen,
ruhumuzun pergelini ‘tek' olanda sabit tutup,
insanlar arasında bir ‘sınırlı' gibi yaşamalı.
İnsanların bizi anlamadığı anlar olur. Hattâ bizi tamamen yanlış anladıkları zamanlar da olur.
En çok emeğimizin geçtiği, fedakârlık kapılarını
sonuna kadar araladığımız insanlar,
küçük bir noktaya takılıp bizi unutabilir.
En çok ihtiyacımız olduğu anlarda en sevdiklerimizi bile yanımızda bulamayabiliriz. Ya da en güvendik-
lerimiz bizi şaşırtıp, kalbimizde çizikler olmasına sebep
olabilir.
Her kim, ‘sürekli değişen' anlamına gelen ‘kalb'e sahipse,
sürekli değişecek ve hiçbir zaman tamamıyla ‘güvenli'
olmayacaktır.
Hasılı bu dünyada insana dair ne varsa hep bir yanı yarım, bir yanı eksik kalacaktır. İnsan insana yetemez,
ancak hayatına anlama katabilir, muhtaçlığını
azaltabilir.
Hayatın bütün karmaşası ve kalabalığı arasında
hepimiz kişisel menkıbemizi yaşarız.
Küçük hayatlarımız ve yalnızlıklarımız birbirine eklendiğinde kanaviçe misali, hal diliyle
‘herkesin her şeyi' olan varlığı
ifade ederiz.
“ Sıcaktan kaçan ve bir ağaç gölgesine sığınan adam, ne gariptir ki, ağaçtan hoşlanmaz da
gölgeyi sever.”diyor Molla Cami.
Öyle ki, soru sorup cevap verme yeri olan
aklımıza ve hissedip duyma yeri olan kalbimize
‘yegâne' olanı işaret ediyor. ‘Alâka-i kalbe lâyık
olmayanlara' haddinden fazla bağlanırken,yenilgi
üstüne yenilgi yaşadığımızı anlatıyor.
Ne nefis sadık bir yar, ne de dünya kalıcı bir diyarken tutundukça kavileşen bir bağa dikkat
çekiyor. Bu şiir de o bağı ne güzel özetliyor.:
“ Kimsesiz hiç kimse yok,
herkesin var kimsesi. /
Kimsesiz kaldım medet,
ey kimsesizler kimsesi.”
Bu yaşadığımız bir yalnızlık hikâyesi. Elif gibi dik, elif kadar anlam dolu. Yanına gelen her harfe
hayat katmasından ziyade, kendi sırlarıyla iç içe…
Hüzün dolu ama mağrur bir başı var elifin.
Bir başına ama sırtını dayadığı güçten dolayı
çok kudretli.
Kendi yalnızlığının farkında lığıyla birlikte ‘tek ve bir' olan varlığa ışık tutuyor. İnsana düşen;
kendi ruh rıhtımına çekilip, dışarıdaki seslerden
uzaklaşarak ‘yalnız'lığın bilincine
varmak ve içindeki sesleri çoğaltmak.
Issız yerlerde kendisi için bir evren olabilmek… Ve bütün sözlerin üstündeki o büyük sözü bulabilmek…
( alıntıdır) Kaynak yazı:
|

Konu: Hayat...
...Çocukken abimler bir ayna ile duvara ışık tutarlardı,biz de yün yumağı peşinde koşan kediler gibi duvardaki ışığı yakalamaya çalışırdık yorgun bitkin düşünceye kadar. Ne zaman uzansak ya boşluğu avuçlardık
yada tutmaya çalıştığımız ışık hareket eden aynaya göre sürekli ve hızlı bir şekilde yer değiştirirdi.
Belli ki dünya hayatı da böyleydi.
...
demiştim bir yazımda...
Hayatı böyle gördüğüm için hayattaki hiçbir şeyin sıkıca tutularak sahiplenilmeyeceğini de anladım.
Sevgiler, beraberlikler, dostluklar böyleydi benim için...
Hep içimdeki derin boşluğu ve yalnızken bile beni yalnız bırakmayanı hissederek yaşadım. Biz sahiplenemeyiz hiçbir şeyi... ama O bizim de sahibimizdir.
Aslında bunu bilince de yalnız değildir insan.
Selamlar
Bağlantı »
Konu: sayın turgay seren..
ablacım izgören'de yazan turgay seren'in yazıları benim de dikkatimi çekti.hatta kendisine yazılarını sabırsızlıkla beklediğime dair mesaj da atmışımdır.her yazısında yoğun bir yaşanmışlık duygusu hakim.Sezen Aksu şarkıları gibi, okuyanı ve dinleyeni anlatıyor hissi veriyor..
Bağlantı »